Yazının başlığına bakıp da ruhen habis ve aynı miktarda aklen mâlûl kimselerin düştüğü çukura düşmeyin. Sanmayın benim lâfı, bayat sakızları gevelemeye heveslenerek, devletin şiirden ne anladığına getirmeye çabalayacağımı. Çukura düşmeyin; Avusturya’nın Bosna-Hersek’i toprakları içine dahil etti diye, başınıza oturttuğunuz püsküllü belânın da Avusturya’dan ithal edildiği gerekçesiyle fesinizi öfkeyle yere vurup fesler üzerinde ayaklarınızla tepinerek hırsınızı çıkarma sevdasıyla avunmayın. Sizin sizliğinize keyfince müdahale edenin kıymet verdiğiniz her şeyi size danışmaksızın pazarlamış olduğundan artık haberdar olun. Bu çağrıda bulunmak bende yine bir, yeni bir farz-ı kifaye hissi uyandırmamış olsa idi, doğrusunu isterseniz kılımı bile kıpırdatmazdım.
Devlet denilen ejderin şiirden pek birşey anlamadığı Platon’dan beri bilmeyen kaldıysa, onların hep pineklemelerini, yerlerinde saymalarını dilerim. Şiirin dili, bu deşici, kurcalayıcı dil, devleti sıhhatinden endişe etmeye sevk etmiştir ve halen ediyor. Şiir ölmüyor, çünkü devletin mel’anetinin sonu yok. İşte bu diyalektik münasebetten dolayı, üç bin sene var ki devlet, bir selâmet arayışı telâşı içinde hareket ediyor. Devletin sıhhat bulmak için aradığı şey ikbal sağladığı kadar, ikbale ermiş ahmahlıktır. Ahmaklık ahlâkî çürüme ortamını ihdas edemediyse hükümranlık sahasından mahrum kalır. Devlet kendi hükmünün yürürlüğe girdiği sahayı şiire kapatır. Şiirin elleri armut toplamaz. Şiir devlete zebanilik etmekten hiç gocunmaz. Devlet şiirin başına tebelleş oluşundar korkar. Şiirin hareket serbestisi sebebiyle devlet teröre uğrar. Neden böyle? Çünkü bütün işlerini devlet yardakçılığından medet umarak yapagörenler milletin, millet hayatının başına üşüşmüş zebanilerden başkaları değildir.
Şiir devletten anlaşılabilecek en doğru şeyi anlar. Çünkü şiir her çağda ve her ortamda devletle milleti tetabuk ettiren şeydir. Onun için İstiklâl Marşı Türk milletinin mutabakat metnidir. Geçen üç bin senenin bir uğrağında sarahate kavuşmuş bir şey bu. Yaşadığımız toprakların dar-ül İslâm haline girmesiyle birlikte millet devletle şiirin inikas ettirdiği mânâ yüzünden mutabık kalır. İstiklâl Marşımız (dünyadaki bütün –evet, dünyada ne sayıda, ne miktarda mevcutsa- millî marş güftelerinden farklı olarak) bir şiirdir. Abidevî bir sanat eseridir. Devlet şimdiye kadar, bu şiirin millet menfaati nâmına ihdas ettiği atmosferi salahiyetinin bahanesi haline getirdi. İstiklâl harbi Türk zaferiyle sonuçlanınca devlet bu şiiri hemen rafa kaldırdı. Türk topraklarının hakikati bundan ibarettir. Yunus Emre’nin attığı temel üzerinde hem devleti beraat ettiren ve milletlere şekil temin eden bir Divan Edebiyatı, hem de bu edebiyata hece vezni hudutları içinde hep nazire yapan Âşık Edebiyatı yükseldi.
Ne anladı şiir devletten? Şiirin devletten anladığı, bu ejderin ancak millet muhafızı bir şekle bürünerek kendini beraat ettirebileceğidir. Şiir gayesini devletten anlaşılabilecek en doğru şeyi anladığı için tahakkuk ettirebildi. Çağlar boyu ne oldu şiirin gayesi? Devleti ismiyle müsemma hale getirmek, devleti devletleştirmek! Devleti bir şahsın, bir ailenin, bir zümrenin, bir sınıfın malı olmaktan çıkarmak. Bilinsin ki Türklerin diğer bütün milletlerden üstün oluşunun ikinci kaynağı Sünnîlik yanında budur. Bu demektir ki, şiir dünya çapında gayesine “Divan Edebiyatı” ile ermiştir. Divan Edebiyatı adına lâyık, has ve hususen tenkidî bir millî edebiyattır ve Mehmet Akif gibi modernistlerin zann ettiği gibi mevzu olarak benimsediği şey “ya oğlan ya da karı” değildir.
Devletin aslî karakteri bakımından olduğu kadar, şiir ile devlet arasındaki münasebet bakımından da Avrupa ve Türk âlemi iki kutup teşkil eder: Avrupa’da bindiği dalı kesmeme adına devlet şiire kol-kanat gerer, Türk âleminde ise şiir aynı gerekçeyle, yani bindiği dalı kesmeme adına devleti bozguna uğratma faaliyetlerine cephe alır. Şiirin kadrini bilmeme, ve bu nankörlüğün yarattığı tahribat Avrupa devletlerinin marifetleri arasında yer aldığı kadar Türk devletinin de hiç vazgeçmediği bir tavırdır. Şiirin Avrupa (ve nihayet Amerikan) devletleriyle münasebeti, bir yanaşmanın ağasıyla meselesini halletme tavrı dairesindedir. Türkiye’de şiir ağalığı elden bırakmaz. Devletin Türkiye’de elden bırakmadığı şey ise şiire karşı küstahlıktır
İsmet özel